Yazdır
Kategori: Seyahatname
Gösterim: 3094

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

O Bir Dünya Devi

Güzel ülke Fas'ın güzel şehri Marakeş'i ziyaretin ardından, üç saatlik bir tren yolculuğu sonrası Kazablanka şehrine varıyoruz ve ilk işimiz güzel bir eseri ziyaret etmek. Fotoğrafta görünen; dünyanın en büyük camilerinden biri olan Hassan II. Camii. Hassan II. adını daha çok tipik Arap mimarisi ve sahip olduğu 210 metrelik dünyanın en uzun minaresiyle duyurmuş bulunmakta. Bu, böyle dev bir minareye sahip Hassan II. camiine aynı zamanda "dünyanın en yüksek mabedi" unvanını da beraberinde getirmiş. Uzaktan baktığında her ne kadar sıradan büyük bir cami gibi görünse de, Hassan II.'ye doğru attığın her adımın, bu konuda kapıldığın ön yargılarına atılan birer tokat kılıfına büründüğüne şahit olacaksın okuyucu. Minarenin yanında durup şöyle yukarıya doğru kafanı kaldırdığında ise, bir minareden çok devasa boyutta bir kaleye bakıyormuşsun hissine kapılacağına ise hiç şüphen olmasın..

20.000m² büyüklüğünde olan Hassan II., 25.000 kişiye aynı anda ibadet imkanı sağlayabiliyor. Bu güzel eseri 2500 işçi ve 10.000 sanatkar geceli gündüzlü çalışarak altı senede tamamlayabilmiş..

Cami, Fas Kralı II. Hasan'ın doğumunun 60. yılı şerefine yapılmış ve 30 Ağustos 1993 tarihinde ibadete açılmış..

Bu güzel sanat eserinin diğer bir teknik özelliği ise, her ne kadar ilk bakışta öyle durmasa da, bir çok inanan insanın bir araya geldiği ibadet saatlerinde ve özellikle de yaz aylarında, içeride daha ferah bir ortam sağlama amacıyla yapılan ve otomatik açılıp kapanabilen bir çatı sistemine sahip olması..

Fas her ne kadar kendini bağımsız bir devlet olarak tanımlasa ve sancaklarında dalgalanan kendine ait bir bayrağı olsa da, gerçekler farklı tabii. Ülkeyi ziyaret ettiğinizde bazı kahvehane ve lokantalarda a'dan z'ye her şeyin Fransızca yazıldığını gördüğünüzde hayrete düşmemek elde değil. Hassan II. camiinin yapımında da bu tarz bir olay yaşanmış. Bu işi becerecek kapasitede bir adam bulunamadığından mı, yoksa yukarıda yazan sebepten dolayı mı bilinmez, cami baştan aşağı Fransız mimar Michel Pinseau tarafından tasarlanmış..

Caminin en alt katında bir "Türk Hamamı" olduğunu önceden okuduğumuz bir kitaptan öğrenmiştik. Camiye vardığımızda ise, bir Türk evladı olarak, bu hamamı görme isteğimiz tavan yaptı ve "sormadığın her şeye müsaade var" cümlesini uygulamaya koyarak kimseye çaktırmadan merdivenlerden en alt kata inerek içeri daldık. Etrafta hiç bir kimse olmaksızın bu güzel mekanda, ilk turist kafilesinin ayak sesleri duyulana kadar, yaklaşık 20 dakika boyunca yalnız başımıza zaman geçirme şansına sahip olduk..

Caminin hikayesi sadece olumlu şeylerle sınırlı değil. Anlatıldığına göre caminin dudak uçuklatan yapı maliyeti halkın sırtına vurulan ekstra vergilerle karşılandığından, bu güzel eser diplomatik bir dille "halkın kralına bir armağanı" olarak kamuoyuna duyurulmuş ama durumdan hiç de hoşnut olmayan halk dananın kuyruğunu koparmış; cami tanıtım tabelasında yazan "Hassan II. Camii" ismi açıldığı ilk haftalarda yukarıda anlatılan sebepten dolayı bir grup tarafından geceleri bir çok defa "Halkın Camii" olarak değiştirilmiş ve bu olay neredeyse "kedi-fare" oyununa dönmüş. Caminin adı aynı zamanda alınmayan güvenlik tedbirleri sonucu meydana gelen ağır iş kazaları ile de uzun süre gündemde kalmış..

Caminin üzerine inşa edildiği alan Atlantik Okyanusu kıyısında bulunuyor ve denizin doldurulması sonucu elde edilmiş.  Eğer hiç okyanus havasıyla ciğerlerim bayram etmemişti diyorsan, seni güzel bir Fas akşamında (ki Fas'ın her akşamı ayrı bir güzel) Hassan II.'nin bulunduğu zeminden sahil boyu uzanan dalgakıranların üzerinde ince belli bir bardakta çay yudumlamaya bekleriz okuyucu..