Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

Bir Kumar Bağımlısıyla Kanka Olmak

Casablanca Club, Girne, K.K.T.C.

Kuzey Kıbrıs denince aklıma gelen ilk şey Mersinli fırıldak bir abimiz. Kendisiyle Girne'de kaldığım hostelde (Cyprus Dorms) tanışma şerefine nail oldum ve sırt çantamı kaldığım odaya bırakmaya gittiğimde ise oda arkadaşı olduğumuzu öğrendim. 'Bir şeyler yemek istersen sana yemek ısmarlayabilirim' teklifini kabul edip düştüm peşine. Ara sokaklarda yaptığımız kısa bir yürüyüş sonrası lüks bir otelin açıkhava restoranında bulduk kendimizi. Dedim abicim iyi hoş güzel de burası biraz pahalı olmasın? Dedi sen geç otur ben hemen geliyorum. Yaklaşık iki dakika sonra elinde iki kuponla geri döndü ve garsona uzattı. Daha sonra da açık büfeye yanaşıp yemeklerimizi aldık. Başladık muhabbete. Kendisi, yine kendi tabiriyle hayatını Kıbrıs kumarhanlerine adamış 'profesyonel' bir kumarcı. Buraya bir düştün mü daha paçayı kurtaramazsın, mesala elime üç kuruş geçtiyse beni uzaklarda arama, buraya gel beni burada bul dedi. Kısacası kendisi yemek yediğimiz otelin kumarhanesinin daimi elemanlarındanmış güzel abim. Yeme, içme ve sigara otelin daimi müşterilerine bedavaymış. Cömert teklifinin nedenini de anlamış oldum böylece. Dünyamı aldılar bir yemek ısmarlamışlar çok mu diyor gülerekten. Dedim madem öyle burada kal, hostelde ne işin var? Yok o kadar da uzun boylu değil dedi. Otel bedava değilmiş. Sağlam para kaldırdığım gün beni en kral odada bulursun, onun dışında hostele devam dedi. Kendisinin aynı zamanda hatunlara karşı da bir zaafı varmış. Kendisi  yemese de hatunlara yedirirmiş ve bu vesileyle de Ukrayna'nın yollarını çok aşındırmış benim güzel abim, övünerekten pasaporttaki Ukrayna mühürlerini de göstermekten de geri kalmadı sağolsun.

Akdeniz'in havasında mıdır yoksa suyundan mı bilemiyorum ama burada insanların çalışmayı pek sevmedikleri ve tam anlamıyla da işten kaytarmaya yer aradıkları gözlerden kaçmıyor. Kuzey Kıbrıs'ın gelirlerinin üçte biri Türkiye'den maddi yardım olarak adaya giren paradan oluşmakta. Annan Planı'yla gündeme gelen adanın birleşme ihtimalini Kıbrıslı Türkler istese de Rumların reddettiğini basından takip etmiştik. Kıbrıs Türklerinin Rumlarla tekrar birleşmeyi istemelerindeki en büyük etken şüphesiz ekonominin canlanacağı yönündeki ümitleriydi ama pek bir şey kaçırdıkları söylenemez; Güney'in şu an içinde bulunduğu ekonomik durumun Türk tarafından çok daha iyi olmadığı bir gerçek. Ayrıca Kuzey'de yerlilerin durumları o kadar da kötü sayılmaz hatta bu kadar az çalışmaya çok iyi bile diyebiliriz. Buraya çalışmak için gelen çok sayıda yabancı var, bunlara Türkiye Türkleri de dahil. Bir müzede görevli bir beyfendi ile sohbetimiz esnasında (Türkiye'nin K.K.T.C.'ye yaptığı ekonomik yardımları kastederekten) "Türkiye sen ver biz yiyip yan gelip yatalım dersen, Türkiye'den gelen iti kopuğu öpüp başına koyarsın' diyor Kıbrıs şivesiyle. "Türkiye'de ne kadar işsiz güçsüz varsa iş bulma ümidiyle buraya geliyorlar ve iş bulamayınca da hooop çalmaya çırpmaya başlıyorlar" diye de ekliyor. Ayrıca söylediğine göre savaştan önce adanın ekonomik durumu daha iyiymiş.

Girne Kalesi'nde yanyana dalgalanan bayraklar.
Girne Kalesi'nde dalgalanan Türk ve K.K.T.C. bayrakları

Kıbrıs gibi stratejik bir öneme sahip memlekete İngiliz abim el atmadan uzaktan bakar mı hiç? Bakmamış da zaten. Bir dönem Ingiliz egemenliğinde kalan Kıbrıs, bağımsızlığına kavuşmuş olmasına rağmen şu an itibariyle de hâlâ bir İngiliz adasıymış gibi bir havaya sahip. Trafik desen İngiliz sistemi, gelen yabancı turistlerin çoğu yine İngiliz, otellerin ve de mekanların isimleri genelde İngilizce, gençlerin büyük kısmı üniversite eğitimleri için yine İngiltere'nin yolunu tutup oranın sistemini benimseyip geri döndüklerinde İngiliz çarkını döndürüyorlar vs.. Bazı yerliler İngilizleri sevmediklerini söyleseler de durum biraz farklı.

Girne Kalesi'nden manzara.
Girne Kalesi'nden manzara

Müzede konuştuğum beyfendi gibi adanın yerlileri de genel olarak Türkiye'den buraya gelen boş gezenin boş kalfası tiplerden illallah etmiş durumda. Herkes bu tarz insanların ipini koparıp ceplerine kimliklerini koydukları gibi ellerini kollarını sallayarak buraya gelmesinden bir hayli şikayetçi. Türkiye'den buraya gelenlerin başını Hatay, Mersin, Adana ve Karadenizli vatandaşlar çekiyor. Ara sokaklardan birinde rastlantı eseri denk geldiğim bir kahvaltıcı beyfendi ise Aksaray'dan geliyormuş. 'Doğru abi, çalan çırpan çok ve hatta biz bile bıktık bu tip insanlardan' diyor konuşmamız esnasında. Kıbrıs'taki özel üniversitelere öğrenci olarak gelen birçok öğrencinin dahi hırsızlık olaylarında adlarının geçmesini duyduğuma şaşırmıyorum, şaşırmıyorum çünkü öğrenciler hakkındaki bu teoriyi  kendisi de benim gibi Viyana'da üniversite öğrencisi olan ve Viyana'ya gelmeden bir dönem Kıbrıs'ta eğitim görmüş İzmirli bir arkadaşımdan da duymuştum. Kıbrıslı Türklerle Türkiye'den buraya gelip yerleşmiş Türklerin birbirlerine çok yabancı iki toplum gibi davrandıklarını ve birbirlerini hor gördüklerini gözlemlemek mümkün. Kıbrıs Türklerine göre Türkler evlerine geri dönsün, Kıbrıs'ta yaşayan Türkiye'den gelen Türklere göre ise devletimiz Kuzey Kıbrıs'a ekonomik yardım sağlayacağına bu parayla bize kendi ülkemizde istihdam sağlasın biz de evimize dönelim. Durum bundan ibaret..

K.K.T.C.'de Türkiye'nin farklı bölgelerinden buraya iş bulma umuduyla gelmiş birçok vatandaşımız bulunmakta

K.K.T.C.'de Türkiye'nin farklı bölgelerinden buraya iş bulma umuduyla gelmiş birçok vatandaşımız bulunmakta

Adanın genelinde iş bulma ümidiyle farklı ülkelerden buraya gelmiş birçok kaçak işçi var. Girne'de insanların özellikle de Türkmenistanlılardan çok şikayetçi olduklarını işittim defalarca, söylediklerine göre hırsızlık kelimesi Türkmenlerle anılır olmuş. Nepal'den buralara çalışmaya gelenler bile varmış, bu insanlar ise daha çok hizmetçilik gibi işlerde çalıştırılırlarmış. Bulgaristan'dan gelen Bulgaristan Türk'ü bir bayana dahi denk geldim. Rum tarafında ise çok sayıda Romen işçi dikkatimi cekmişti. Kaldığım hostelin işletmesinden sorumlu arkadaş ise Pakistanlıydı, çok çalışkan ve dürüst bir adama benziyordu. Harika denecek tarzdan Türkçe konuştuğunu söyleyebilirim. İngiltere'de yaşayan hostelin sahibiyle yaptığı anlaşmaya göre belirli bir sabit maaşın yanısıra kâra da ortak olacak şekilde Girne'de kaldığım hostelin işletme görevini üstlenmiş. Kendisi gibi birçok Pakistanlı da buraya iş bulma ümidiyle gelmiş. Özetle, tüm ülkelerde olduğu gibi burada da kirli paslı işlerde genelde ihtiyaç sahibi yabancılar çalıştırılırken, daha dolgun maaşlı temiz işler ise yerlilere ait.

Casablanca Club / Girne

Bir yaşam tarzı dediği Vespa'sının sırtında Casablanca Club'ın işleticisi Soner Bey

Rum tarafına oranla Türk kesiminde turistler için alt yapı pek iyi sayılmaz, özellikle de toplu taşıma yok denecek kadar az. Ağustos ayında dahi Lefkoşa'dan Girne'ye giden son minibüs akşam saat 18:30'da hareket ediyordu. Kışın durumlar nasıl bilemiyorum. Ayrıca Girne'de denize girilecek düzgün bir yer göremedim. Bir otelin önünde bulunan etrafı kayalarla çevrili 'doğal bir havuz' ve bir de Girne Kalesi'nin hemen arka tarafında bulunan yine kayalık bölgeden denize giriyordu insanlar. Gerçi buraya gelenler genelde kumsaldan çok kumara geldiğinden, millet durumdan rahatsız değil gibiydi ya.. İnsanlar Girne'ye yaklaşık 15 km mesafedeki Alagadi Plajı'na gitmemi tavsiye etseler de ulaşım sorunları nedeniyle oraya da gidemedim. Kıbrıs hakkında öğrendiğim en önemli şey, burada araba kiralamadan pek bir yere gitmenin mümkün olmadığı oldu. Gerçi kişi başına düşen araç sayısının Türkiye'ye oranla daha yüksek olduğunu ve neredeyse herkesin araç sahibi olduğunu göz önünde bulundurursak duruma pek şaşırmamak gerek.

Bir yaz akşamı Girne'nin güzel ara sokaklarının tadını çıkarırken

Bir yaz akşamı Girne'nin güzel ara sokaklarının tadını çıkarırken

Hediyelik süs eşyası aldığım seyyar tezgahın sahibi bayanın 'Karpaz'a gittin mi çocuk?' sorusunu 'hayır' diye cevaplamam üzerine, "Karpaz'a gitmeyen Kıbrıs'a geldim demesin!" diye bir güzel haşladı beni sağolsun. Karpaz, adanın en sakin ve güzel plajlarına ev sahipliği yapıyormuş. Toplu taşıma var da biz mi gitmedik be güzel bayan?! Konu deniz ve plajdan açılmışken ekleyeyim; Temmuz 2013'de Kalecik'te elektrik santraline yakıt ikmali yapıldığı sırada boruların patlaması sonucu denize akan büyük miktarda petrol nedeniyle civarda deniz aşırı kirlenmiş.

Girne Limanı'nı hırçın dalgalardan koruyan dalgakıran

Girne Limanı'nı hırçın dalgalardan koruyan dalgakıran

K.K.T.C.'nin bir diğer sorunu ise turizme büyük umutlar bağlamış bir yer olmasına rağmen müzeler gibi turistlerin uğrak mekanlarının sabah saat sekizde açılıp öğleden sonra üçte kapanıyor olması. Ayrıca müzeler hamam gibi, içeride on dakika kalınca dışarıdaki kavurucu sıcak bile daha serin gelmeye başlıyor insana, durabilene aşk olsun. Hatta bir müzede görevli bir beyfendi bile Kıbrıs gibi turistik bir yerde müzelerin daha geç saatte kapanması ve klima sorunlarının giderilmesi gerektiğini kendisi de bir anlamda doğrulamıştı. Girne Kalesi gibi etrafa hakim ve muhteşem manzaraya sahip bir yerden bile güneşin batışını seyretmek bile sadece bu nedenden dolayi mümkün değil, sebebi ise kalenin de akşam saat altıda kapılarına kilit vuruluyor olması. Ancak benim gibi görevliyle saatlerce muhabbet edip rica edeceksin ki, acele acele birkaç kare çekmene müsaade etsin.

Girne-Alanya feribot yolculuğundan bir kare

Girne-Alanya feribot yolculuğundan bir kare

Kıbrıs Türklerinin gerekli makamlara başvurmaları durumunda Rum pasaportuna sahip olma hakları olduğunu da öğreniyorum konuştuğum insanlardan. Bunun nasıl bir amaç güden bir Rum politikası olduğunu tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok tahminimce. Sonuç olarak Rum pasaportlu Türkler de ellerini kollarını sallaya sallaya Avrupa'ya gidip gelebiliyorlar. Böylece bu işten hem Rum hükümeti hem de Kuzey Kıbrıslı Türkler kârlı çıkmış oluyor. Yerli bir bayanın söylediğine göre (ve de benim anladığım kadarıyla) örneğin Kıbrıs'a yerleşen bir abimizle Kıbrıslı bir ablamız K.K.T.C.'de evlenirlerse, çocukları K.K.T.C.'de doğmasına rağmen Rumlara göre nikâh resmi olarak tanımadıkları bir devlette gerçekleştiği için, Rumlar çoçuğa pasaport vermiyormuş. Şayet nikâh Türkiye'de olursa ve çocuk adada doğarsa ancak o zaman Rum ve dolayısıyla da Avrupa pasaportu alabiliyormuş. Ya ben yanlış anladım ya da çok garip bir iş.

Lokmacı Sınır Kapısı, Lefkoşa

Lokmacı Sınır Kapısı, Lefkoşa

Kıbrıs denince aklıma ilk gelen kişi ise Mersinli fırıldak bir abimiz. Kendisiyle Girne'de kaldığım hostelde (Cyprus Dorms) tanışma şerefine nail oldum ve sırt çantamı kaldığım odaya bırakmaya gittiğimde ise oda arkadaşı olduğumuzu öğrendim. 'Bir şeyler yemek istersen sana yemek ısmarlayabilirim' teklifini kabul edip düştüm peşine. Ara sokaklarda yaptığımız kısa bir yürüyüş sonrası lüks bir otelin açıkhava restoranında bulduk kendimizi. Dedim abicim iyi hoş güzel de burası biraz pahalı olmasın? Dedi sen geç otur ben hemen geliyorum. Yaklaşık iki dakika sonra elinde iki kuponla geri döndü ve garsona uzattı. Daha sonra da açık büfeye yanaşıp yemeklerimizi aldık. Başladık muhabbete. Hayatını Kıbrıs kumarhanlerine adamış bir profesyonel kumarcı kendisi. Buraya bir düştün mü daha paçayı kurtaramazsın, mesala elime üç kuruş geçtiyse beni uzaklarda arama, buraya gel beni burada bul dedi. Kısacası kendisi yemek yediğimiz otelin kumarhanesinin daimi elemanlarındanmış güzel abim. Yeme, içme ve sigara otelin daimi müşterilerine bedavaymış. Cömert teklifinin nedenini de anlamış oldum böylece. Dünyamı aldılar bir yemek ısmarlamışlar çok mu diyor gülerekten. Dedim madem öyle burada kal, hostelde ne işin var? Yok o kadar da uzun boylu değil dedi. Otel bedava değilmiş. Sağlam para kaldırdığım gün beni en kral odada bulursun dedi, onun dışında hostele devam. Kendisinin aynı zamanda hatunlara karşı da bir zaafı varmış. Kendisi  yemese de hatunlara yedirirmiş ve bu vesileyle de Ukrayna'nın yollarını çok aşındırmış benim güzel abim, övünerekten pasaporttaki Ukrayna mühürlerini de göstermekten de geri kalmadı sağolsun.

Girne sahilinde kumarhanesi bulunan birçok lüks otel bulunmakta

Girne sahilinde kumarhanesi bulunan birçok lüks otel bulunmakta

Kendisiyle aynı kaderi paylaşan arkadaşıyla beraber gecesi 20-25 TL'ye hostelde kalıyorlar. Birbirlerine güvendikleri söylenemez, birbirlerinin arkasından karşılıklı olarak kulaklarını çınlatıp duruyorlardı. Arkadaşı da bir haftasonu kaçamağı yapıp Kıbrıs'a gelmiş ama geliş o geliş, o gün bu gündür buranın demirbaşlarından olmuş kendisi. Birkaç saat içerisinde neyi var neyi yok masada bırakıp çıkmış. Eşinden de ayrılmış haliyle. Dedim iyi hoş güzel de geçim kaynağınız nedir abicim sizin, sonuçta bu kumar denen meret bedava değil ya hoş!? Kendi tabiriyle 'kargo ve kaçakçılık' işiyle ilgileniyorlarmış. Örneğin Kıbrıs'ta işyeri olan birisine acil bir yedek parça mı lazım? Nereden gelecek? Tabiki Türkiye'den. Kim getirecek? Mersinli abim ve saz arkadaşları tabiki de. Bir gün içerisinde iki-üç defa İstanbul gidip geldikleri olurmuş. Emanet sahibi acil ihtiyaca göre uçak ya da feribot biletinin yanısıra emeklerinin karşılığı olarak az bir miktar da ceplerine para koyarmış.

Girne'de liman yakınlarında bir ara sokak

Girne'de liman yakınlarında bir ara sokak

Bizim fırıldaklar asıl turnayı ise çantalarına doldurdukları içki ve sigaralardan vururlarmış. Dedim iyi hoş güzel de gümrüklerde bir sefer dahi donuma kadar aranmadan geçtiğimi hatırlamıyorum, size kontrol yok mu abicim? Dedi var tabiiki de ama gümrüklerde kendilerine göz yuman adamları varmış. Rüşvet müşvet işi götürürlermiş. Namuslu gümrük memurlarının da kulaklarını çınlatıyor bir güzelinden. Abimi yaksa yaksa 'namuslu namussuzlar' yakarmış. İşlerin kötü gittiği bir anda gümrüğe takıldıklarında malın onların olduğunu söylemeden ceketlerini alıp çıkarlarmış. O kadar malı hiç düşünmeden bırakıyor musun soruma gülerek; bırakmasan bu sefer kanunla başın belaya girer ve en sonunda mahkemelik olursun diyor. Yahu peki gümrükçü bir şey demiyor mu dönüp gitmene? Sonuçta çantanın senin olduğunu biliyor herhalde öyle değil mi? Niye desin? Onun da işine geliyor diyor. Sahipsiz çanta üç ay sonra zaten gümrükçünün, niye desin?  O da bu işin vergisi diyor gülerekten. Bu yolla Sabancı'dan çok vergi vermiş adamım diye de ekliyor kahkaha ataraktan.

Girne'de turistlere hizmet veren teknelerden biri.
Son bir şey daha ekleyeyim Mersinli fırıldak abim hakkında; kendisine göre bir zamanlar 'Kumarhaneciler Kralı' olarak adını duyurmuş Ömer Lütfü Topal'ı vurduran bizzat devletin ta kendisiymiş. Sebebi ise kumar olayını Kıbrıs'a taşıyarak K.K.T.C.'nin ekonomisini canlandırmakmış. Mersinli fırıldak abim böyle düşünüyordu. Şimdi kendisine neden 'Mersinli fırıldak abim' dediğimi anlamışsındır okuyucu.

 

Girne Fotoğraf Galerisi:

Add comment


Security code
Refresh